gittin gideli bebek.
hayatımda pek bir hır değişmedi gibi
her gün fazladan yıpratılmış peçeteler dışında. bir kaç film izledim. ne de güzeldi senle izleyemediğimiz filmler. zarfları açtım, nostaljiye daldım. silemediğim fotoraflara baktım, sipastik vidyolara duygulandım. satranç takımlarını karşılaştırdım benimki yendi seninkini bebek. mutsuzum ama keyfim yerinde gibi. bir kaç şarkı dinledim. ne de hayvanatçaydı senle dinleyemediğimiz şarkılar. amilaz paylaşımı sırasında dinlenebilecek bir kaç şarkı belirledim bebek. sensiz amilaz paylaşımı nasıl olur bilemedim. ah bebek.. boktan hataların olmayaydı n'olurdu halimiz, bilemedim. ben gittim gideli bebek, hayattan zevk alamaz oldum, lakin, fark ettim ki önceden de alamıyormuşum. belki yapmacık gülücüklerde boğuluyordum. belki mutsuzluğumun senle alakası yoktur. ama, başkasıyla mutsuz olacağıma yekpare mutsuz olayım dedim bebek.
belki bize yazılmış bir şarkıdır bu. belki değildir.bal
işler yolunda gitmiyor bazen / emre nalbantoğlu
neyi umduysanız onu bulamayacaksınız. neyse ki.
28 Ekim 2016 Cuma
30 Eylül 2015 Çarşamba
işçi sınıfının kahramanı - green day / working class hero
öncelikle işçi sınıfı denildiğinde akla ilk gelen madenci yahut ağır sanayi çalışanı gelmemeli. zira modern teknoloji çağının zirvesindeyiz. 19. yüzyıl 14-16 saatlik ağır makina çalışanları eskide kaldı. günümüzde ise 10-12 saat çalışan ofis çalışanlarının çağı.
şarkıdaki mesaj oldukça açık ve net. insanın doğumundan itibaren küçük düşünmesi sağlanır. küçük bir çocukken oyuncak araba istemeni sağlarlar. ileriki yaşlardaysa sana pahalı araba alman için zorlarlar. seni "özgür" ve "kariyer sahibi" hissetmen içindir tüm bu tüketim çılgınlığı. hiç bir insan cebindeki banka kartlarıyla, marka ayakkabısıyla, cebindeki bok sürüsüyle (para), son model telefonuyla "özgür" olduğundan bahsetmesin.
okulda aptallaştırıldıktan sonra seni bir kümese sokarlar ve günde bir yumurta vermeni bekler açgözlü patronlar. çünkü "big brother" böyle buyurur.
eğer zirvede olmak istiyorsan bencil olmayı, acımasız olmayı, "birini öldürürken gülmeyi" öğrenmen gerekir. hizmet sektöründe birini öldürmek çok basittir. milyonlarca paranın harcandığı reklamlar insanları tüketime zorlar. en basitinden ayfon (iphone) 6 telefonunu satan kişi bunu güle oynaya satar ve tüketiciyi mecazi anlamda öldürmüş olur. insan ayfon 6 olmadan da yaşayabilir. ama ayfon 6 olmazsa kendini eksik hisseden müthiş bir tüketim toplumu yaratılmıştır bir kere. (mütevazi deha sıtiv cobs'a küfür serbest.)
klipteki mum ışığı umuttur. ama o umut dikenli tellerle çevrilmiştir. mübadeleye zorlanan yahut daha güzel bir hayat beklentisiyle amerikaya, avrupaya göç edenlerin umudunu yansıtır o mum ışığı. dikenli tel ise göçe maruz kalanların acımasız ve zorlu bir hayatla karşılaşacağının göstergesidir.
amerikan rüyası yaratarak milyonlarca göç alan amerikanın yedek işçi gücüne ihtiyacı vardı. ve bunu fazlasıyla başardı. öyle çok göç aldı ki artık meksika sınırında kaçak göç edenlerin vahşice öldürülmesi kimsenin umrunda olmuyor. amerika, bir "etnik" ülkesi değildir. göçmenler ülkesidir. afro-amerikan, fransız asıllı amerikan, ermeni amerikan gibi birçok milletten insanın varlığı amerikayı yaratmıştır. (ayrıca geçmişte en çok ezilen afro-amerikanların gönlünü almak için başa getirilen gereksizlik abidesi olan barak obama'ya küfür serbest.)
(dipnot:klipte amerika rüyası peşinde koşan siyahi insanlar yerine darfur katliamına maruz kalanlar vardır. darfur sorununa değindiği için ayrıca teşekkür etmek gerekir green day grubuna. ayrıca marliyn manson coverı da şahanedir. john lennona sevgilerle.)
13 Eylül 2015 Pazar
Kızıl Taç
-Bir zaman önce-
Uçsuz bucaksız olan okyanusu izliyordu Lamse. Kısa saçları mavi gözlerine geliyordu. Vücudu yaşıtlarına göre daha çabuk olgunlaşmıştı. Ergenliğe diğer kızlardan önce girdiği belliydi.
Geminin, geçtikten sonra bıraktığı ize bakıyordu. Kuduz birinin ağzından çıkan köpük gibiydi. Beyaz köpüklerin arasında kırmızı bir şey parladı. Dikkatle bakınca bunun bir tac olduğunu farketti. Heyecandan aklını çıldırcak gibi oldu. Okyanusa atlasam mı atlamasam mı ikilemesinin arasından sıyrıldı ve aşağıdaki köleye bağırdı: “Tacım düştü. Yakala onu.”. Köle beline iği bağladığı an düşünmeden kudurmuş denize atladı. Kırmızı tac görülmeyecek gibi değildi. İnsanın gözünü alıyordu. Birkaç kulaç attıktan sonra ip belini sıkmaya başladı. Sımsıkı sardığı ipten bıçak darbesiyle kurtuldu. Taca ulaşmıştı sonunda. Geri dönmesi zor olacaktı. Kızın sesini duyuyordu.
Birilerine daha bağırıyordu. Ardından birinin daha denize daldığını gördü. Adamın elinden tuttu. Yavaşça yukarı doğru çıktı. Kızıl tac, bir kölenin elinde sönük kalıyordu. Bir kölenin en büyük arzusu bir çırpıda koparıldı elinden. Kurtarıcı, tacı kıza iade etti. Kız teşekkür dahi etmeden uzaklaştı. kurtarıcı göz ucuyla köleyi süzüyordu. Uzun saçı vardı kölenin. Saçının ön tarafında bir tutam beyaz vardı. Alnında bir çizik dahi iz yoktu. Bu adam bir köle değil miydi yoksa?
Köleler, köle olmadan önce normal insanlardır. Bir suç işleyen kişi suçun büyüklüğüne göre küçük veyahut büyük çizikle cezalandırılırdı. Artık bu kişinin bir ismi olmazdı. Köle sıfatıyla anılırdı. Kurtarıcı, köleye ismini sordu. Kölenin ağzından buruk sesle “Zaza” adı çıktı.
Kız tacı taktığı an bayılmıştı. Arkadaşları onu odasına çıkardı. Bir müddet dinlendikten sonra ayağa kalktı. Tacı taktı. Dışardaki güneşli hava, tahtını zifir bulutlara bırakıyordu. dışardan bir gök gürlemesi duydu. Ardından daha hırslı bir gök gürlemesi daha. Şimşek sesleri geliyordu. Kısa süre sonra alarm zili çalmaya başladı. Kapısı bir anda açıldı. Sevgilisi Zapotaç ve kız kıza sohbet etmekten hoşlandığı Qala kapıda belirdi. Zapotaç: “Kaptan alarm verdi, çabuk ol!”. Qala: “Demek sonunda, bir tac sahibi oldun.” diyerek sırıttı. Odanın içini boş sözle doldurmuştu. Zapatoç içten içe Qalaya gıcık oluyordu. Bişey demeden koşmaya başladı. Lamse tacını eline aldı ve Qala'la birlikte koşmaya başladı. Onların arkasındansa Zaza sinsice ilerliyordu. Herkes güvenli odaya doğru koşturuyordu.
Güvenli oda tıklım tıklım olmuştu. Sonunda kaptan da teşrif edebilmişti. Fırtına başlamadan bitmiş gibiydi. Kaptan hitap kürsüsüne çıktı ve güçlü sesiyle:
-Fırtına dindi galiba. Yanlış alarm verdim, kusuruma bakmayınız.
Bu sırada Lamse, arkadaşlarına artistlik olsun diye tacını taktı. Taktığı an gemiye yıldırım çarptı. Herkes paniğe kapıldı. Ortama kaos hakim olmuştu. Lamse, tacı düşmesin diye elleriyle kafasını tutuyordu. Zaza Lamseye yaklaştı. Lamsenin kafasına bıçağın sağıyla sertçe vurdu, Lamse bayıldı, tac düştü. Zapatoç, birinin sevgilisine vurduğunu görünce çılgına dönüşüverdi. Zaza'ya tekme attı. Zaza ise Zapatoçun kulağının alt kısmına, yine bıçağının tersiyle ve yine sertçe vurdu. Zapatoç uykuya dalmıştı. Qala olanları görecek kadar dayanamadan bayılmıştı. Birkaç saat sonra ortalık dinmişti.
Yemekhanede üç kafadar, olanları anlamlandırmaya çalışıyordu. Zapatoç yemeğini bitirmiş beyaz tacına bakıyordu. Beyaz tac, kendini henüz kanıtlamamış askerlere verilirdi. Zapatoç kendini kanıtladığı vakit mavi bir tac sahip olacaktı. Qala temizlemekte olduğu tac sarıydı. Sarının anlamı ekonomiydi. Lamse elindeki kızıl taca boş gözlerle bakıyordu.
Zapatoç: “Şşşiiht.. Duymuyo musun! Iki saattir sana sesleniyorum. Niye takmıyosun tacını?
Bunu derken gözlerini kısmıştı. Gözlerini kısınca kendini karizmatik zanıyordu.
Lamse: “takınca başım ağrıyo.”
Qala: “Evet. Bende ilk taktığım zamanlar baş ağrısı çekmekteydim.” dedi zerafetin belini kırarak. Bu nezaket niyeydi o da bilmiyordu.
Zapatoç sabrının son yudumunu içtikten sonra: “bi tak da görelim.”
Kızıl tac Lamsenin kafasına doğru yaklaştıkça, dışardaki güneşli hava tahtını kara bulutlara bırakıyordu. Taktığı an bir şimşek, habersizce, geminin yakınına düştü. Gemidekiler yine çığlık içinde kaçışırken dört kişi olanları anlamlandırmıştı bile.
Gecenin karanlığında. Saat 3.33 ü gösterirken, üç mum ışığında üç kişi fısıldaşıyordu. Uzun süren tartışmalardan sonra Zapatoç sessizliğe pandik attı: “ Tacı kesinlikle kaptana vermeliyiz. O ne yapılacağını bilir.”
Qala: “o, Lamse'nin tacı. Buna o karar vermeli.”
Kısa bir sessizlikten sonra Lamse: “belki de denize atmalıyız.
Zapatoç: “Yeter artık ver tacı bana.” dedi ve taca saldırdı. Kızlar itiraz edene kadaz Zapatoç taca uzanmıştı. Dokunduğu an ne hissettiğini bir tek o biliyordu. Ne sıcak ne soğuk bir his vardı elinde. Bu farklıydı. Irkilerek tacı attı.
-bu lanetli tac! Kaptana söylicem.
Belki de ispiyonculuk tarihinin kahramanı olmuştu. Lakin kızların gözünde topraktaki kurttan farksızdı. Hızla kapıya yöneldi. Karşısında koca bir gölge vardı. Kapıdaki meşaleyi aldı ve gölgenin sahibinin yüzünü görebileceği şekilde tuttu. Bu oydu. Lamseye vuran. Bişey demeden Zazaya meşaleyi savurdu. Zaza geri çekilmekte geç kalmıştı. Meşale kaburgasına gelmişti. Zapatoç fırsattan istifade ederek kaval kemiğine bir tekme savurdu ve kaptanın odasına doğru koşmaya başladı.
Zaza topallayarak Lamsenin odasına girdi ve ağlaşan kızlara: “Hemen kaçmalıyız.” dedi. Kızlar şaşırmıştı. Zaza devam etti: “sen ve tac, tehlikedesiniz. Kaçmalıyız.” derken Lamsenin kolundan tutup kaldırdı. Qala, topal bir gizemliye hiç güvenmemişti.
-Onu zorla götüremezsin!
Zaza bu cazgır kızla tartışmak istemiyordu. ihtimalleri gözden geçirdi. Qalaya gereksizdi. Onu bayıltır Lamse ve tacı alarak kaçardı. Lamsenin güvenini yitirmiş olacaktı.
İkisini bayıltır, taşıyarak kaçardı. Uzun sürer diye bundan da caydı.
-ikinizde gelin çabuk.
Zaza yavaşça yolu gösterdi. Kızlar şaşkın ve çaresiz zazaya bakıyordu. Zaza: “burda kalırsanız ölürsünüz.” deyince kızlar gösterilen yolda yavru ceylan gibi tırsarak ilerlemeye başladılar. Sandalların olduğu yere geldiler. Zazanın gösterdiği sandala bindiler. Zaza: “ ben birazdan döncem.” dedi ve yavru ceylanları savunmasız bırakarak gitti. Lamse yanındaki muşambayla üzerlerini örttü. Sandal hareketlenmeye başladı. Hareketlenmeye başlayan diğer şey ise askerlerdi.
Askerler karanlıkta geziniyordu. Sandal suya sarsıntılı bir iniş yaptı. Az sonra zaza da denize atladı.
Kaptan askerlerinin yanına geldinde emirler yağdırıyordu. Askerler tüftüf silahlarını hazırlıyorlardı. Bir kısmı ise diğer sandallara biniyordu. Zaza kızların olduğu sandala bindi. Kızlar panik içindeydi. Askerlerin sandalları suya indiğinde kötü bir süpriz onları bekliyordu. Sandallar su almaya başlıyor ve tek tek denizin dibine yolculuk ediyordu. Yukardaki askerler ise tüftüf silahlarıyla, zehir uçlu külahlarını zazaya fırlatıyordu. Zazanın omzuna ve ensesine isabet etmişti diğerleri vızıldayıp gidiyordu. Qalaya saplanan külahlar daha fazlaydı. Zaza, Qalayı tuttu ve sırtına yasladı. Qalanın kolları Zazanın göğsündeydi. Qalanın sırtı külahlara engel teşgil ediyordu. Zaza küreklere asılmaya devam etti. Kaptan çaresizce, noktalaşan sandala bakakaldı.
Zaza, Qalayı yavaşça denizin kollarına bıraktı. Lamse, hayatını film şeridinden izliyordu. Çok sevdiği patlamış mısır yanında olsaydı mutlu ölebilirdi belki. Lamse filmini kapattı ve: “Arkadaşımı denize attın.” dedi.
Zaza: “Sen ölmene bak. Tac artık güvende.”Zaza'nın sesi ona zalimce gelmişti. Lakin seste zalimlik bulunmuyordu. Sadece biraz umursamazlık vardı.
Epey yol katetmişti Zaza. Kaptanın tüm gemilere ihbar ettiğini tahmin ediyordu. Kızıl tacla hiçbir gemiye çıkamazdı. Çok dikkat çekeceğini biliyordu.
Gidip de dikkat çekmeyeceği tek yer Mukav gemisiydi. Hep fırtınalı havası olan gemi. Ilk lanetli tacın dövüldüğü gemi. Rivayete göre ilk lanetli tac sahibi can sıkıntısından ikinci bir laneteli tac yapmış ve okyanusa atmıştı.
Başka bir rivayete göre ise iki büyük tac vardı. Biri güneyde kötülüğü temsil eden kızıl tac. Diğeri ise kuzeydeki iyiliği temsil eden ak tac.
Mukav gemisinin güneyde olduğunu herkes bilirdi. Zazanın istikameti orasıydı. Pusulasız, erzaksız bir sandalla güneye ilerliyordu.Gece, diğer yıldızlardan daha parlak olan Oen yıldızına bakarak ilerliyordu. Bu yıldız her daim güneyi gösterirdi.
Üç gün üç gece yolculuk ettikten sonra gök gürlemesiyle sarsıldı. Karşısında kara bulutlar görünüyordu. Gemi ise ortalıkta yoktu. Zaza artık bitab düşmüştü. Yolculuk onu çok yıpratmıştı.
Kızıl taca sarıldı. Sandalı kendi haline bıraktı. Biraz ilerde şimşekler çarpışıyor, kara bulutlar kıpraşıyordu. Biraz daha ilerlerlediğinde girdapa girdiğini fark etti. Girdapın ortasında sabit duran gemi vardı. Yıldırımlar zazanın yakın çevresine düşüyordu. Sandal çatırdamaya başladı. Zaza taca sımsıkı sarıldı. Sandal parçalandı.
Uyandığında ıssız bir çayırda yatıyordu. Yanında kızıl tac vardı. Tacı aldı, kalktı. Etrafına bakındı. Hava gayet güzeldi. Ağaçlar vardı. Sadece resimlerde gördüğü ağaçlar tam karşısındaydı. Ağacın tepesinde aşırı tüylü biri vardı. Ordan uzaklaştı. Ilerde kocaman bir yaratık vardı. Çalıların ardına saklandı ve bu yaratığı izlemeye koyuldu. Yaratıkta kocaman iki tane diş vardı. Ortasındaysa büyük bir kol vardı. Elleri olmayan iki delikli bu kolu ilginç buldu. Hayranlıkla bu yaratığı izlerken sağında bi hareketlilik gördü. Baktığında, yakınında bir kadın duruyordu.
Kadına sorduğu saçma sorulara cevap alamadı. Kadına yaklaştıkça kadın uzaklaşıyordu. Zaza koşunca o da koşuyordu. aralarındaki mesafeyi hiç kapanmıyordu sanki. Bir mağaraya ulaştılar. Kadın içeri girdi. Zaza tereddütte kalmıştı. Kadın zazaya gel işareti yaptı. Zaza hala tereddütteydi.
Kısa bir süre sonra kadını takip etmeye devam etti. Kadın, kara cübbeli birinin arkasına geçti. yüzü gözükmüyordu. Kafasındaki bembeyaz tac bile cübbesini aydınlatamıyordu. Adam tahtından yavaşça kalktı.
Zaza kızıl tacını taktı ve adama yaklaştı. Adam ağır hareketle başını kaldırdı. Çenesi ve bıyık kısmı haricinde yanaklarınu uzun sakallar kaplamıştı. Zümrüt yeşili gözlerden gözlerini alamadı Zaza. Adamın arkasındaki kadın bile sönük kalmıştı. Zaza ne yapacağını bilmez haldeydi. Soruları hep yanıtsız kalıyordu. Sinirlenmeye başlamıştı. Konuşsanıza nidasıyla saldırıya geçti. Sakallı, zazanın alnına vurdu. Zazanın hamlesinden ustaca kurtuldu. Zaza kalbine güçlü bir darbe aldı ve yere devrildi. Ayağa kalktı bir hınçla. tam hamlesini yapacakken testesteronlarına gelen tekmeyle duraksadı. Sakallı:
-bu üç noktayı iyi kontrol ettiğin vakit, karşında kimse duramaz.gel benimle.
Zaza, önce kadına sonra sakallıya baktı. Sakallıyı takip etti. Daha önce hiç görmediği çeşitte yemekler sofrada duruyordu. Sakallı, yemeğe davet etti. Bomboş midesini bir güzel doyurdu.
Sakallı:
-şimdi sana ölümsüzlüğü öğreticem. Gel benimle.
Bir an duraksadı. Son lokmasını yedikten sonra takibe başladı. Bir uçuruma geldiler. Sakallı burdan atlaması gerektiğini söylüyordu. Sesi güven veriyordu ama dediğini yapmak aptallıktı.
Zaza, uzun müddet düşündükten sonra aşağı baktı. Küçük, beyaz bir taş gözüküyordu. Sakallı sırıtmaya başladı.
-merak etme bişey olmaz
-ben öldüm mü?
-hayır.
-en son gemiye yaklaşıyodum. Fırtına vardı. N'oldu?
-burası geminin içi. Atla hadi. Ölümsüzlük seni bekliyor.
Zaza kafasını boşalttı. derin bi nefes aldı. Sakallıya sarılıp atladı. Yere düştü. Kafasını kontrol etti. Tac ordaydı. Bişey olmamış gibi kalktı. Elinde sadece siyah cübbe vardı. ,
sakallı yukarda kahkaha atıyordu."bıravo dostum. sonunda aşağı tırmanmayı başardın." dedi ve ardından:
-sen bu hikayenin baş kahramanısın ölemezsin.
-..
- kısskısskıss...
****************
o değil de sıfır yedi ucu olan var mı?
11 Eylül 2015 Cuma
veled
Çocuk zifiri karanlığı deşerek yürüyordu.Omzuna çarpıp hızla koşan
adama aldırmaksızın. Dikkat etseydi adamın ellerinin kanlı olduğunun
farkına varabilirdi belki.
Karanlıkta evine yaklaşırken uzak komşularından biri sinirli bir şekilde Olyzan diye bağırdı. Tekrar ve tekrar...Her bağırışında ağzından salyalar, tükürükler fışkırıyordu.Kuduz bir köpek kadar çoşmuştu.Az evvel bir yakınını kaybettiği belliydi.İsmini dahi bilmediği uzak komşusuna yaklaştı.Uzak komşu, çocuğa agresif bir bakış attı.Komşuya aldırmaksızın ilerliyordu.
Komşu :"Veled buralarda eli bıçaklı birini gördün mü?" diye sordu.
Çocuk ağır ağır yürümeye devam etti.Daracık sokakta komşunun yanından geçerken ister istemez komşusuna sürtündü ve hiçbir şey demeden boynu bükük yürümeye devam etti.Çocuğun bu tavrı komşunun gıcığına kaçtı.Sessizce komşudan uzaklaşırken, komşu, çocuğa komşuluğa hatta çürümüş insanlığa bile sığmayacak küfürler savuruyordu.
Çocuk hala yürümeye devam ediyordu. Duymuyordu ya da duymamazlıktan geliyordu, belli .Komşu denemeyecek hatta b*ktan insan denemeyecek kadar b*ktan komşu deliye dönmüş bir şekilde çocuğa doğru koştu.
Çocuğun omzundan sıkıca tuttuğu anda boynunda bir sıcaklık hissetti.Kanı oluk oluk akmaya başladı.Yatağan bıçağının karanlığı ikiye bölen parlaklığı gördüğü son şeydi belkide.Şu eski Türklerin ünlü bıçağı diye düşündü veya düşünemeden ölüm bulmuştu komşuyu.Komşunun boynunda kocaman bir Joker gülücüğü kondurmuştu çocuk.Soğukkanlılıkla bıçaktaki kanı yola doğru silkeledi ve komşunun kolunda temizledi bıçağı.Dededen kalma bıçağını kınına sokarken komşusu can çekişme evresini atlatmış, soyulmayı beklercesine yere yığılmıştı bile.
Komşudan tiksinerek uzaklaştı.Zifiri karanlığa tecavüz ederek evine yani fıçısına doğru ilerledi.Aklına komşusunun ceplerini kontrol etmek geldiyse de gururuna yediremediği için komşusunu yalnızlığa, keşlere ve şehrin kötü insanlarına teslim etti.Üzerine kan sıçramış veyahut sıçramamış umrunda değildi.Zira 23.yüzyılda eli kanlı olmayan insan yok denecek kadar azdı.
Fıçısına girdiğinde yolda henüz öldürdüğü kişiyi neredeyse unutmuş, yorgun bir şekilde ufak yatağına uzandı.Soğuğu içine çekerek uykuya dalmaya başladı.Öldürdüğü kişi ne öldürdüğü ilk kişiydi ne de son kişi olacaktı.Öldürmelik, s*kindirik insan boldu bu zamanda.Ve rahatlıkla katledebileceği insanlar kaynıyordu sokaklar.Rüya atıcılarından rüyasında anasını görmeyi diledi....
-10 dakika önce uzak komşunun evinde-
Olyzan-Ben bu işe girdiysem aç kalmamak, açklıktan ölmemek için girdim. Bana verdiğin bu sadaka için değil!
Kaljav (uzak komşunun sahibesi)- Sakin ol deli yürek.hahhhahhoo...Daha fazla hak istiyorsan daha fazla çalışmalıydın.
Qnan (uzak komşu)- herkes hakkını aldı Olyzan itiraz etmene lüzum yok!
Kaljav- Qnan sen kes sesini!Az kalsın senin yüzünden yakayı ele veriyorduk.
Olyzan- Evet...Onun yüzünden yakalanıyorduk.Ona daha az pay bana daha çok pay eşitler bu durumu
Kaljav- Abartma Olyzan! Qnan sen git bize çay getir de ortam yumuşasın.Kendimize gelelim.
Qnan yüzü asık bir şekilde mutfağa gitti kaynamış olan suyu çay olan demliğe biraz döktü. Bekledi ve çaysuyunu lavaboya dökerek çayın acılığını aldı.Çay olan demliğe kaynar su doldurdu.Ateşe koydu.Çay beş dakika sonra hazır olacaktı.Bu, sabırsız sahibesi için çok uzun bir zamandı.
Kaljav- Nerde kaldı çayımız!...
Olyzan(kısık sesle)- Onun payının yarısı benim hakkım biliyorsun.
Kaljav- Bu organizasyonu ben planladım, ben ne dersem odur!Açgözlünün hakkı gürzdür, baltadır! şimdi sus, çayını iç ve bir sonraki planıma hazırlık yap!
Olyzan tartışmadan sıkılmıştı artık.Bir sonraki planın ne olduğunu tam olarak anlamamıştı.Lakin planın parçalarını birleştirmek zor değildi.Zeki adamdı.Bunu yapabilirdi.Hatta tek başına.Tüm pay onun olabilirdi.(Açgözlülük sınır tanımıyorken)kolunun altına gizlediği küçük, sivri, kendine çok benzeyen, iyice bilenmiş bıçağını yavaşça çıkardı.
Kaljav, Qnan'a tekrar sesleneceği sırada bıçağı boynuna, atardamarı bulmak istercesine, beceriksizce sapladı çıkardı.Tekrar sapladı.Şıp şıp şıp diye sesler ardından Kaljav yere devrildi.Elinde sakladığı, kullanmakta geciktiği baltası duruyordu.Olyzan masada duran Kaljavın sarı zarftaki payını alarak hızla kaçtı.Tüm bunlar saniyeler içinde olmuştu. Qnan, içerden duyduğu tok sesi duyduğunda sevinmişti.Olyzan'ın balta darbeleriyle öldüğünü sanıyordu.İçeriye baktığınında yerde yatanın Kaljav olduğunu görünce dumura uğramıştı. Çabucak kapıya yöneldi.Dar sokağa çıktı.Zifiri karanlıkta birşey göremiyordu.Karanlığa doğru Olyzan diye bağırdı.Tekrar ve tekrar...Koşmaya hazırlanırken durdu.Yakalasam n'olcakki diye düşündü.Aslında sahibesinin öldüğüne içten içe seviniyordu.Şimdi özgürdü.Özgürlüğü kokluyordu, özgürlüğü yaşıyordu, uzun zaman sonra tekrar bu duygu onu heyecanlandırmıştı. Kendine doğru yaklaşan çocuğu gördü.Ezebileceği, kıtır kıtır ezerken üzerine tükürebileceği bir böcek diye düşündü.özgürlüğün tadını çıkar dedi kendi kendine.
Çocuğa:"veled buralarda eli bıçaklı birini gördün mü?" diye sorduğunda yanağında sinsi bir gülüş vardı.Eli bıçaklı kişi diye kastettiği aslında kendisiydi.Çocukla alay ediyordu. Az sonra neler olacağından habersiz..
Karanlıkta evine yaklaşırken uzak komşularından biri sinirli bir şekilde Olyzan diye bağırdı. Tekrar ve tekrar...Her bağırışında ağzından salyalar, tükürükler fışkırıyordu.Kuduz bir köpek kadar çoşmuştu.Az evvel bir yakınını kaybettiği belliydi.İsmini dahi bilmediği uzak komşusuna yaklaştı.Uzak komşu, çocuğa agresif bir bakış attı.Komşuya aldırmaksızın ilerliyordu.
Komşu :"Veled buralarda eli bıçaklı birini gördün mü?" diye sordu.
Çocuk ağır ağır yürümeye devam etti.Daracık sokakta komşunun yanından geçerken ister istemez komşusuna sürtündü ve hiçbir şey demeden boynu bükük yürümeye devam etti.Çocuğun bu tavrı komşunun gıcığına kaçtı.Sessizce komşudan uzaklaşırken, komşu, çocuğa komşuluğa hatta çürümüş insanlığa bile sığmayacak küfürler savuruyordu.
Çocuk hala yürümeye devam ediyordu. Duymuyordu ya da duymamazlıktan geliyordu, belli .Komşu denemeyecek hatta b*ktan insan denemeyecek kadar b*ktan komşu deliye dönmüş bir şekilde çocuğa doğru koştu.
Çocuğun omzundan sıkıca tuttuğu anda boynunda bir sıcaklık hissetti.Kanı oluk oluk akmaya başladı.Yatağan bıçağının karanlığı ikiye bölen parlaklığı gördüğü son şeydi belkide.Şu eski Türklerin ünlü bıçağı diye düşündü veya düşünemeden ölüm bulmuştu komşuyu.Komşunun boynunda kocaman bir Joker gülücüğü kondurmuştu çocuk.Soğukkanlılıkla bıçaktaki kanı yola doğru silkeledi ve komşunun kolunda temizledi bıçağı.Dededen kalma bıçağını kınına sokarken komşusu can çekişme evresini atlatmış, soyulmayı beklercesine yere yığılmıştı bile.
Komşudan tiksinerek uzaklaştı.Zifiri karanlığa tecavüz ederek evine yani fıçısına doğru ilerledi.Aklına komşusunun ceplerini kontrol etmek geldiyse de gururuna yediremediği için komşusunu yalnızlığa, keşlere ve şehrin kötü insanlarına teslim etti.Üzerine kan sıçramış veyahut sıçramamış umrunda değildi.Zira 23.yüzyılda eli kanlı olmayan insan yok denecek kadar azdı.
Fıçısına girdiğinde yolda henüz öldürdüğü kişiyi neredeyse unutmuş, yorgun bir şekilde ufak yatağına uzandı.Soğuğu içine çekerek uykuya dalmaya başladı.Öldürdüğü kişi ne öldürdüğü ilk kişiydi ne de son kişi olacaktı.Öldürmelik, s*kindirik insan boldu bu zamanda.Ve rahatlıkla katledebileceği insanlar kaynıyordu sokaklar.Rüya atıcılarından rüyasında anasını görmeyi diledi....
-10 dakika önce uzak komşunun evinde-
Olyzan-Ben bu işe girdiysem aç kalmamak, açklıktan ölmemek için girdim. Bana verdiğin bu sadaka için değil!
Kaljav (uzak komşunun sahibesi)- Sakin ol deli yürek.hahhhahhoo...Daha fazla hak istiyorsan daha fazla çalışmalıydın.
Qnan (uzak komşu)- herkes hakkını aldı Olyzan itiraz etmene lüzum yok!
Kaljav- Qnan sen kes sesini!Az kalsın senin yüzünden yakayı ele veriyorduk.
Olyzan- Evet...Onun yüzünden yakalanıyorduk.Ona daha az pay bana daha çok pay eşitler bu durumu
Kaljav- Abartma Olyzan! Qnan sen git bize çay getir de ortam yumuşasın.Kendimize gelelim.
Qnan yüzü asık bir şekilde mutfağa gitti kaynamış olan suyu çay olan demliğe biraz döktü. Bekledi ve çaysuyunu lavaboya dökerek çayın acılığını aldı.Çay olan demliğe kaynar su doldurdu.Ateşe koydu.Çay beş dakika sonra hazır olacaktı.Bu, sabırsız sahibesi için çok uzun bir zamandı.
Kaljav- Nerde kaldı çayımız!...
Olyzan(kısık sesle)- Onun payının yarısı benim hakkım biliyorsun.
Kaljav- Bu organizasyonu ben planladım, ben ne dersem odur!Açgözlünün hakkı gürzdür, baltadır! şimdi sus, çayını iç ve bir sonraki planıma hazırlık yap!
Olyzan tartışmadan sıkılmıştı artık.Bir sonraki planın ne olduğunu tam olarak anlamamıştı.Lakin planın parçalarını birleştirmek zor değildi.Zeki adamdı.Bunu yapabilirdi.Hatta tek başına.Tüm pay onun olabilirdi.(Açgözlülük sınır tanımıyorken)kolunun altına gizlediği küçük, sivri, kendine çok benzeyen, iyice bilenmiş bıçağını yavaşça çıkardı.
Kaljav, Qnan'a tekrar sesleneceği sırada bıçağı boynuna, atardamarı bulmak istercesine, beceriksizce sapladı çıkardı.Tekrar sapladı.Şıp şıp şıp diye sesler ardından Kaljav yere devrildi.Elinde sakladığı, kullanmakta geciktiği baltası duruyordu.Olyzan masada duran Kaljavın sarı zarftaki payını alarak hızla kaçtı.Tüm bunlar saniyeler içinde olmuştu. Qnan, içerden duyduğu tok sesi duyduğunda sevinmişti.Olyzan'ın balta darbeleriyle öldüğünü sanıyordu.İçeriye baktığınında yerde yatanın Kaljav olduğunu görünce dumura uğramıştı. Çabucak kapıya yöneldi.Dar sokağa çıktı.Zifiri karanlıkta birşey göremiyordu.Karanlığa doğru Olyzan diye bağırdı.Tekrar ve tekrar...Koşmaya hazırlanırken durdu.Yakalasam n'olcakki diye düşündü.Aslında sahibesinin öldüğüne içten içe seviniyordu.Şimdi özgürdü.Özgürlüğü kokluyordu, özgürlüğü yaşıyordu, uzun zaman sonra tekrar bu duygu onu heyecanlandırmıştı. Kendine doğru yaklaşan çocuğu gördü.Ezebileceği, kıtır kıtır ezerken üzerine tükürebileceği bir böcek diye düşündü.özgürlüğün tadını çıkar dedi kendi kendine.
Çocuğa:"veled buralarda eli bıçaklı birini gördün mü?" diye sorduğunda yanağında sinsi bir gülüş vardı.Eli bıçaklı kişi diye kastettiği aslında kendisiydi.Çocukla alay ediyordu. Az sonra neler olacağından habersiz..
3 Eylül 2015 Perşembe
ilklerin birincisi
burada bir blog işiyle uğraşırken bize bulaşmış bulunmaktasınız. evet ilk blog yazımıza denk gelmenin vermiş olduğu başıboşluk içersindesiniz (yazar burada taciz edilmektedir). herrrrrşeyh hakkında yazılabilecek olan blogda "ıssssh ehh" şeklinde haz verici seslerle karşılaşabilirsiniz. her blogda olmayan kurallara sahipiz.
- yerlere tükürmeyin
- mentollü peçete kullanmayın
- arko kremi olmayanlar siteyi terk etsin (ciddiyim)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)