Herkeste
bir taç vardı. Ama bu fırtınayı yapan mistik taç kimdeydi diye kara
kara düşünüyordu geminin kaptanı Stansfield. Kafasındaki tacında küçük
bir gemi motifi vardı.Kafasının içindeyse hin düşünceler dolanıyordu.
iki mistik tacdan birisi bu gemide, o tacı bulmalıyım dedi kendi
kendine. Kapısının önünden gürültü gelmeye başladı. 'İçeri girmeliyim,
kaptanla konuşmalıyım!' diyordu genç bir ses. Kaptan gür sesiyle içeri
girmesini söyledi. Kas yığını olan kölesi gencin önünden çekildi. Genç
odaya girdi. Kalbinin çarpış seslerini duyabiliyordu, kaptana doğru
yaklaştı. Kaptan: "Daha fazla yaklaşma, ne konuşacaksan konuş." diye
kükredi. Genç biraz soluklandıktan sonra:"Lanetli tacın kimde olduğunu
biliyorum!" dedi.
-Bir zaman önce-
Uçsuz bucaksız olan okyanusu izliyordu Lamse. Kısa saçları mavi
gözlerine geliyordu. Vücudu yaşıtlarına göre daha çabuk olgunlaşmıştı.
Ergenliğe diğer kızlardan önce girdiği belliydi.
Geminin, geçtikten sonra bıraktığı ize bakıyordu. Kuduz birinin
ağzından çıkan köpük gibiydi. Beyaz köpüklerin arasında kırmızı bir şey
parladı. Dikkatle bakınca bunun bir tac olduğunu farketti. Heyecandan
aklını çıldırcak gibi oldu. Okyanusa atlasam mı atlamasam mı
ikilemesinin arasından sıyrıldı ve aşağıdaki köleye bağırdı: “Tacım
düştü. Yakala onu.”. Köle beline iği bağladığı an düşünmeden kudurmuş
denize atladı. Kırmızı tac görülmeyecek gibi değildi. İnsanın gözünü
alıyordu. Birkaç kulaç attıktan sonra ip belini sıkmaya başladı.
Sımsıkı sardığı ipten bıçak darbesiyle kurtuldu. Taca ulaşmıştı
sonunda. Geri dönmesi zor olacaktı. Kızın sesini duyuyordu.
Birilerine daha bağırıyordu. Ardından birinin daha denize daldığını
gördü. Adamın elinden tuttu. Yavaşça yukarı doğru çıktı. Kızıl tac, bir
kölenin elinde sönük kalıyordu. Bir kölenin en büyük arzusu bir çırpıda
koparıldı elinden. Kurtarıcı, tacı kıza iade etti. Kız teşekkür dahi
etmeden uzaklaştı. kurtarıcı göz ucuyla köleyi süzüyordu. Uzun saçı
vardı kölenin. Saçının ön tarafında bir tutam beyaz vardı. Alnında bir
çizik dahi iz yoktu. Bu adam bir köle değil miydi yoksa?
Köleler, köle olmadan önce normal insanlardır. Bir suç işleyen kişi
suçun büyüklüğüne göre küçük veyahut büyük çizikle cezalandırılırdı.
Artık bu kişinin bir ismi olmazdı. Köle sıfatıyla anılırdı. Kurtarıcı,
köleye ismini sordu. Kölenin ağzından buruk sesle “Zaza” adı çıktı.
Kız tacı taktığı an bayılmıştı. Arkadaşları onu odasına çıkardı. Bir
müddet dinlendikten sonra ayağa kalktı. Tacı taktı. Dışardaki güneşli
hava, tahtını zifir bulutlara bırakıyordu. dışardan bir gök gürlemesi
duydu. Ardından daha hırslı bir gök gürlemesi daha. Şimşek sesleri
geliyordu. Kısa süre sonra alarm zili çalmaya başladı. Kapısı bir anda
açıldı. Sevgilisi Zapotaç ve kız kıza sohbet etmekten hoşlandığı Qala
kapıda belirdi. Zapotaç: “Kaptan alarm verdi, çabuk ol!”. Qala: “Demek
sonunda, bir tac sahibi oldun.” diyerek sırıttı. Odanın içini boş sözle
doldurmuştu. Zapatoç içten içe Qalaya gıcık oluyordu. Bişey demeden
koşmaya başladı. Lamse tacını eline aldı ve Qala'la birlikte koşmaya
başladı. Onların arkasındansa Zaza sinsice ilerliyordu. Herkes güvenli
odaya doğru koşturuyordu.
Güvenli oda tıklım tıklım olmuştu. Sonunda kaptan da teşrif
edebilmişti. Fırtına başlamadan bitmiş gibiydi. Kaptan hitap kürsüsüne
çıktı ve güçlü sesiyle:
-Fırtına dindi galiba. Yanlış alarm verdim, kusuruma bakmayınız.
Bu sırada Lamse, arkadaşlarına artistlik olsun diye tacını taktı.
Taktığı an gemiye yıldırım çarptı. Herkes paniğe kapıldı. Ortama kaos
hakim olmuştu. Lamse, tacı düşmesin diye elleriyle kafasını tutuyordu.
Zaza Lamseye yaklaştı. Lamsenin kafasına bıçağın sağıyla sertçe vurdu,
Lamse bayıldı, tac düştü. Zapatoç, birinin sevgilisine vurduğunu görünce
çılgına dönüşüverdi. Zaza'ya tekme attı. Zaza ise Zapatoçun kulağının
alt kısmına, yine bıçağının tersiyle ve yine sertçe vurdu. Zapatoç
uykuya dalmıştı. Qala olanları görecek kadar dayanamadan bayılmıştı.
Birkaç saat sonra ortalık dinmişti.
Yemekhanede üç kafadar, olanları anlamlandırmaya çalışıyordu. Zapatoç
yemeğini bitirmiş beyaz tacına bakıyordu. Beyaz tac, kendini henüz
kanıtlamamış askerlere verilirdi. Zapatoç kendini kanıtladığı vakit mavi
bir tac sahip olacaktı. Qala temizlemekte olduğu tac sarıydı. Sarının
anlamı ekonomiydi. Lamse elindeki kızıl taca boş gözlerle bakıyordu.
Zapatoç: “Şşşiiht.. Duymuyo musun! Iki saattir sana sesleniyorum. Niye takmıyosun tacını?
Bunu derken gözlerini kısmıştı. Gözlerini kısınca kendini karizmatik zanıyordu.
Lamse: “takınca başım ağrıyo.”
Qala: “Evet. Bende ilk taktığım zamanlar baş ağrısı çekmekteydim.”
dedi zerafetin belini kırarak. Bu nezaket niyeydi o da bilmiyordu.
Zapatoç sabrının son yudumunu içtikten sonra: “bi tak da görelim.”
Kızıl tac Lamsenin kafasına doğru yaklaştıkça, dışardaki güneşli hava
tahtını kara bulutlara bırakıyordu. Taktığı an bir şimşek, habersizce,
geminin yakınına düştü. Gemidekiler yine çığlık içinde kaçışırken dört
kişi olanları anlamlandırmıştı bile.
Gecenin karanlığında. Saat 3.33 ü gösterirken, üç mum ışığında üç
kişi fısıldaşıyordu. Uzun süren tartışmalardan sonra Zapatoç sessizliğe
pandik attı: “ Tacı kesinlikle kaptana vermeliyiz. O ne yapılacağını
bilir.”
Qala: “o, Lamse'nin tacı. Buna o karar vermeli.”
Kısa bir sessizlikten sonra Lamse: “belki de denize atmalıyız.
Zapatoç: “Yeter artık ver tacı bana.” dedi ve taca saldırdı. Kızlar
itiraz edene kadaz Zapatoç taca uzanmıştı. Dokunduğu an ne hissettiğini
bir tek o biliyordu. Ne sıcak ne soğuk bir his vardı elinde. Bu
farklıydı. Irkilerek tacı attı.
-bu lanetli tac! Kaptana söylicem.
Belki de ispiyonculuk tarihinin kahramanı olmuştu. Lakin kızların
gözünde topraktaki kurttan farksızdı. Hızla kapıya yöneldi. Karşısında
koca bir gölge vardı. Kapıdaki meşaleyi aldı ve gölgenin sahibinin
yüzünü görebileceği şekilde tuttu. Bu oydu. Lamseye vuran. Bişey demeden
Zazaya meşaleyi savurdu. Zaza geri çekilmekte geç kalmıştı. Meşale
kaburgasına gelmişti. Zapatoç fırsattan istifade ederek kaval kemiğine
bir tekme savurdu ve kaptanın odasına doğru koşmaya başladı.
Zaza topallayarak Lamsenin odasına girdi ve ağlaşan kızlara: “Hemen
kaçmalıyız.” dedi. Kızlar şaşırmıştı. Zaza devam etti: “sen ve tac,
tehlikedesiniz. Kaçmalıyız.” derken Lamsenin kolundan tutup kaldırdı.
Qala, topal bir gizemliye hiç güvenmemişti.
-Onu zorla götüremezsin!
Zaza bu cazgır kızla tartışmak istemiyordu. ihtimalleri gözden
geçirdi. Qalaya gereksizdi. Onu bayıltır Lamse ve tacı alarak kaçardı.
Lamsenin güvenini yitirmiş olacaktı.
İkisini bayıltır, taşıyarak kaçardı. Uzun sürer diye bundan da caydı.
-ikinizde gelin çabuk.
Zaza yavaşça yolu gösterdi. Kızlar şaşkın ve çaresiz zazaya
bakıyordu. Zaza: “burda kalırsanız ölürsünüz.” deyince kızlar
gösterilen yolda yavru ceylan gibi tırsarak ilerlemeye başladılar.
Sandalların olduğu yere geldiler. Zazanın gösterdiği sandala bindiler.
Zaza: “ ben birazdan döncem.” dedi ve yavru ceylanları savunmasız
bırakarak gitti. Lamse yanındaki muşambayla üzerlerini örttü. Sandal
hareketlenmeye başladı. Hareketlenmeye başlayan diğer şey ise
askerlerdi.
Askerler karanlıkta geziniyordu. Sandal suya sarsıntılı bir iniş yaptı. Az sonra zaza da denize atladı.
Kaptan askerlerinin yanına geldinde emirler yağdırıyordu. Askerler
tüftüf silahlarını hazırlıyorlardı. Bir kısmı ise diğer sandallara
biniyordu. Zaza kızların olduğu sandala bindi. Kızlar panik içindeydi.
Askerlerin sandalları suya indiğinde kötü bir süpriz onları bekliyordu.
Sandallar su almaya başlıyor ve tek tek denizin dibine yolculuk
ediyordu. Yukardaki askerler ise tüftüf silahlarıyla, zehir uçlu
külahlarını zazaya fırlatıyordu. Zazanın omzuna ve ensesine isabet
etmişti diğerleri vızıldayıp gidiyordu. Qalaya saplanan külahlar daha
fazlaydı. Zaza, Qalayı tuttu ve sırtına yasladı. Qalanın kolları Zazanın
göğsündeydi. Qalanın sırtı külahlara engel teşgil ediyordu. Zaza
küreklere asılmaya devam etti. Kaptan çaresizce, noktalaşan sandala
bakakaldı.
Zaza, Qalayı yavaşça denizin kollarına bıraktı. Lamse, hayatını film
şeridinden izliyordu. Çok sevdiği patlamış mısır yanında olsaydı mutlu
ölebilirdi belki. Lamse filmini kapattı ve: “Arkadaşımı denize attın.”
dedi.
Zaza: “Sen ölmene bak. Tac artık güvende.”Zaza'nın sesi ona zalimce
gelmişti. Lakin seste zalimlik bulunmuyordu. Sadece biraz umursamazlık
vardı.
Epey yol katetmişti Zaza. Kaptanın tüm gemilere ihbar ettiğini tahmin
ediyordu. Kızıl tacla hiçbir gemiye çıkamazdı. Çok dikkat çekeceğini
biliyordu.
Gidip de dikkat çekmeyeceği tek yer Mukav gemisiydi. Hep fırtınalı
havası olan gemi. Ilk lanetli tacın dövüldüğü gemi. Rivayete göre ilk
lanetli tac sahibi can sıkıntısından ikinci bir laneteli tac yapmış ve
okyanusa atmıştı.
Başka bir rivayete göre ise iki büyük tac vardı. Biri güneyde
kötülüğü temsil eden kızıl tac. Diğeri ise kuzeydeki iyiliği temsil
eden ak tac.
Mukav gemisinin güneyde olduğunu herkes bilirdi. Zazanın istikameti
orasıydı. Pusulasız, erzaksız bir sandalla güneye ilerliyordu.Gece,
diğer yıldızlardan daha parlak olan Oen yıldızına bakarak ilerliyordu.
Bu yıldız her daim güneyi gösterirdi.
Üç gün üç gece yolculuk ettikten sonra gök gürlemesiyle sarsıldı.
Karşısında kara bulutlar görünüyordu. Gemi ise ortalıkta yoktu. Zaza
artık bitab düşmüştü. Yolculuk onu çok yıpratmıştı.
Kızıl taca sarıldı. Sandalı kendi haline bıraktı. Biraz ilerde
şimşekler çarpışıyor, kara bulutlar kıpraşıyordu. Biraz daha
ilerlerlediğinde girdapa girdiğini fark etti. Girdapın ortasında sabit
duran gemi vardı. Yıldırımlar zazanın yakın çevresine düşüyordu. Sandal
çatırdamaya başladı. Zaza taca sımsıkı sarıldı. Sandal parçalandı.
Uyandığında ıssız bir çayırda yatıyordu. Yanında kızıl tac vardı.
Tacı aldı, kalktı. Etrafına bakındı. Hava gayet güzeldi. Ağaçlar vardı.
Sadece resimlerde gördüğü ağaçlar tam karşısındaydı. Ağacın tepesinde
aşırı tüylü biri vardı. Ordan uzaklaştı. Ilerde kocaman bir yaratık
vardı. Çalıların ardına saklandı ve bu yaratığı izlemeye koyuldu.
Yaratıkta kocaman iki tane diş vardı. Ortasındaysa büyük bir kol vardı.
Elleri olmayan iki delikli bu kolu ilginç buldu. Hayranlıkla bu
yaratığı izlerken sağında bi hareketlilik gördü. Baktığında, yakınında
bir kadın duruyordu.
Kadına sorduğu saçma sorulara cevap alamadı. Kadına yaklaştıkça kadın
uzaklaşıyordu. Zaza koşunca o da koşuyordu. aralarındaki mesafeyi hiç
kapanmıyordu sanki. Bir mağaraya ulaştılar. Kadın içeri girdi. Zaza
tereddütte kalmıştı. Kadın zazaya gel işareti yaptı. Zaza hala
tereddütteydi.
Kısa bir süre sonra kadını takip etmeye devam etti. Kadın, kara
cübbeli birinin arkasına geçti. yüzü gözükmüyordu. Kafasındaki bembeyaz
tac bile cübbesini aydınlatamıyordu. Adam tahtından yavaşça kalktı.
Zaza kızıl tacını taktı ve adama yaklaştı. Adam ağır hareketle başını
kaldırdı. Çenesi ve bıyık kısmı haricinde yanaklarınu uzun sakallar
kaplamıştı. Zümrüt yeşili gözlerden gözlerini alamadı Zaza. Adamın
arkasındaki kadın bile sönük kalmıştı. Zaza ne yapacağını bilmez
haldeydi. Soruları hep yanıtsız kalıyordu. Sinirlenmeye başlamıştı.
Konuşsanıza nidasıyla saldırıya geçti. Sakallı, zazanın alnına vurdu.
Zazanın hamlesinden ustaca kurtuldu. Zaza kalbine güçlü bir darbe aldı
ve yere devrildi. Ayağa kalktı bir hınçla. tam hamlesini yapacakken
testesteronlarına gelen tekmeyle duraksadı. Sakallı:
-bu üç noktayı iyi kontrol ettiğin vakit, karşında kimse duramaz.gel benimle.
Zaza, önce kadına sonra sakallıya baktı. Sakallıyı takip etti. Daha
önce hiç görmediği çeşitte yemekler sofrada duruyordu. Sakallı, yemeğe
davet etti. Bomboş midesini bir güzel doyurdu.
Sakallı:
-şimdi sana ölümsüzlüğü öğreticem. Gel benimle.
Bir an duraksadı. Son lokmasını yedikten sonra takibe başladı. Bir
uçuruma geldiler. Sakallı burdan atlaması gerektiğini söylüyordu. Sesi
güven veriyordu ama dediğini yapmak aptallıktı.
Zaza, uzun müddet düşündükten sonra aşağı baktı. Küçük, beyaz bir taş gözüküyordu. Sakallı sırıtmaya başladı.
-merak etme bişey olmaz
-ben öldüm mü?
-hayır.
-en son gemiye yaklaşıyodum. Fırtına vardı. N'oldu?
-burası geminin içi. Atla hadi. Ölümsüzlük seni bekliyor.
Zaza kafasını boşalttı. derin bi nefes aldı. Sakallıya sarılıp
atladı. Yere düştü. Kafasını kontrol etti. Tac ordaydı. Bişey olmamış
gibi kalktı. Elinde sadece siyah cübbe vardı. ,
sakallı yukarda kahkaha atıyordu."bıravo dostum. sonunda aşağı tırmanmayı başardın." dedi ve ardından:
-sen bu hikayenin baş kahramanısın ölemezsin.
-..
- kısskısskıss...
****************
o değil de sıfır yedi ucu olan var mı?